Nüfuzlu savunma avukatlarının kızı olan Darcy Graves; her konuşmanın bir münazaraya, münakaşaya ya da pazarlığa dönüştüğü bir evde büyüdü. Çekilecek çile değildi. Anne babası müvekkilleriyle görüşmekten ve dava dosyalarına gömülmekten kızıyla bağ kurmaya fırsat bulamasa da ölüler onu dinlemek için her daim oradaydı.
Graves mezarlıkta vakit geçirmeyi çok severdi. Kafasını toplamak ve dertlerini sesli düşünmek için sessiz bir sığınaktı burası... Fakat günün birinde, bu tek taraflı konuşmalar değişmeye başladı.
Her şey cılız bir fısıltıyla başladı. Graves'in yakınmalarına karşılık verir gibi duran bir kadın sesiydi. Merakı uyanan genç kız bu fısıltıya kulak kabarttı ve sesin yönlendirmelerini takip ederek Van Cortlandt Parkı'na gömülmüş, içi kurşun kaplı bir kutu buldu. Çoğu lise öğrencisi toprağın altından kesik bir liç eli çıkarsa aklını oynatırdı ancak Graves kesinlikle sıradan bir genç değildi. Elin tutsaklığı sona erince liçin sesi de giderek gürleşti. Hayalet, ilmini aktarabileceği bir çırak bulmak için yıllarca beklemişti ve Graves de öğrenmeye dünden razıydı.
Acemi bir ruh çağırıcı olan Darcy; yalnızca Blackmore Akademisi'ndeki ödevleriyle değil, aynı zamanda yarım kalmış işlerini halletsin diye yardımını isteyen mezarlık ahalisinin talepleriyle de boğuşmak zorunda.